19 Aralık 2011 Pazartesi

Ortamın Malı

   Hepimizin az çok bir kaç kez başına gelmiştir herhalde. Tamam belki senin başına gelmemiş olabilir ama çoğumuzun, ya da sadece benim başıma geliyodur ama, ortamda mal gibi kaldığınız zamanlar vardır. İşte o anda artık siz "ortamın malı"sınızdır. Neden böyle olduğunu anlamazsınız çoğu zaman, ama artık siz malsınızdır ve ne yaparsanız yapın bunu değiştiremezsiniz, ağzıyla kuş tutabilenlerin bile -ki ben denedim, çok zor- artık çaresiz kaldığı andır işte bu an.

   Bir arkadaşınız sizi bir yere çağırır, ki bu genellikle özel bir gün falan fişman bir şeydir, tanıdığınız kimse olmamasına rağmen siz de arkadaşınıza verdiğiniz değerden dolayı -mallık burada başlıyor zaten- tamam dersiniz ve mekana gidersiniz, mallığın getirdiği bir sevinç de vardır tabii ki. Ortama girişinizin ihtişamlı olmasını falan beklersiniz tabii; cool bir havayla mekana girerim, tüm gözler üstümde zaten. Gidip yarı samimi arkadaşımla konuşurum ama kısa tutarım ve kimseyi sallamıyor edasıyla bir yere geçer sigaramı yakarım. Kimseyle diyalog kurmam, onları dışlar ve sanki aslında sıradan insanlarla takılmıyormuş ama arkadaşınızın hatırına böyle bir ortama girmiş gibi davranırım. Normalde kiminle takılıyorsan artık? Malsındır ve sadece hayal kurarsın. Ama gerçeklerle yüzyüze gelince olay çok farklı seyreder.

   Ortama girince kesinlikle arkadaşını bulamazsın, çünkü o kız çoktan yakışıklı bir delikanlı! bulmuş ve onunla dans ediyordur. Mesaj atarsın ama cevap gelmez çünkü telefonuna bakmaz. Beklersin, mekan doğru mu diye düşünmeye başlarken, o delikanlı ile kızı görürsün ve zar zor onların yanına gitmeye çalışırsın. Bu arada yaşanan rezaleti anlatmak yersizdir herhalde diye düşünüyorum. Sonunda gözgöze gelirsiniz ve kızın gözlerindeki ifadeyi aynen aktarıyorum ; "Aaa, bu da mı gelmiş yaaa!" Yediğiniz darbelerden ders çıkarabiliyorsanız, yapmanız gereken tam olarak şudur; Hemen kızla bir merhabalaşma fasılı, ardından çok özür dilerek, "Arkadaşlarımla çok önceden planlamıştık, geçerken sana da bir uğrayayım dedim ama hemen gitmem lazım, arkadaşlar aşağıda bekliyor" diyerek mekanı terkedip, kafa önde evin yolunu tutmaktır. Ama mal olduğunuzdan yaptığınız şey şudur, "Ehe, ehe"

   Berbat girişin ardından, hala ümidiniz kaldı mı? Ya da artık sizin için "ümüdünüz" demek lazımdır o anda. Siz hala çevredeki kızları etkileyebilecek potansiyeliniz olduğuna inanırsınız. Ve kaderiniz cilvelerinden bihaber bir yere oturtulursunuz. Evet, oturtulursunuz, çünkü sizin oturacağınız hiç bir yer yoktur locada. Herkes, size bakıp; "Ne güzel oturuyorduk, bu nerden geldi, keyfimiz bozulacak" der gibi bakar size. Ama cool adam olarak, sallamazsınız. Ve bir yere oturtulursunuz, kız yanınızda bir şey anlatır, şu bilmem kim falan gibi, anlamış gibi yaparsınız ama ne mümkündür anlamak. Sonra o yanındaki delikanlı ile konuşur, ve siz de benim kadar mal iseniz hediye almışsınızdır. Hediyeyi vermek için fırsat kollarsınız ama olasılık dışıdır. Kız-delikanlı ilişkisi farklı bir boyuta geçmiştir ve siz artık kafanızda bir çok soru ile sigara yakarsınız. Bu şekilde geçen dakikalarda asker bavulu gibi olduğunuz yerde sigara içip durursunuz. Sonra fırsatı bulursunuz ve kıza "Sana bir hediyem var" gibilerinde saçmalarsınız, kısa ve öz olmalıdır çünkü kızın ilgisi sizin üzerinizde en fazla 10 sn kalıyordur ve delikanlıya dönüyordur. Hediyeyi anlar ve "Ne ki?" sorusunu yapıştırır. Ne ki, kadar da samimiyetsiz ve iğrenç bir soru yoktur sanırım. Daha sonra vereceğinizi ima ederken o çantasını alır ve o delikanlının hediyelerini gösterir. Hediyelerdir, o adam tek hediye almaz, gidip manidar bir hediye alır, yanında da paraya kıyıp aldığı başka bir şey vardır. Manidar olanı anlamazsınız, o da size anlatır onun hikayesini ama siz onu dinlemezsiniz, ya da dinlemek istemezsiniz. Derken asker bavulu rolüne tekrar girersiniz ve saatler geçer. Hediyeyi verme anını kollarsınız, normalde girdikten sonra montun cebinden çıkaracağınız o hediyeyi vermek için uzandığınızda mont çıkarılıp bir yerlere atılmıştır. Hala mal olduğunuz için kıza "Kapa gözlerini bakalım, olmaz öyle, ehe mehe" deyip geçiştirirsiniz ama monttan hediyeyi almanız gerekmektedir ve işte o anı da mahvetmenin haklı gururu!nu yaşarsınız. Monta uzanır, hediyeyi ararsınız ve döndüğünüzde kız yine delikanlı ile sarmaş dolaş. Elinizde hediye, tek eksiğiniz alnınıza vurulmuş "Mal" etiketi, bakarsınız. Bir anı yakalayıp kıza hediyeyi verirsiniz, ki hediye size göre çok güzel bir hediyedir. Mesela benimkinin şöyle bir olayı vardı, bu kızla ilk tanıştığımda benim doğum günüme çok yaklaşmıştı ve ikinci görüşmemizde çok saçma sapan bir hediye almıştı. Abzürd hediyelere bayılan biri olarak nasıl etkilendiysem, aklıma o geldi ve artık yıllar geçtiği ve herkes unuttuğu için, ve herkes büyüyüp koca insanlar olduğu için, böyle bir cinlik yapacaktım aklımca, çok sevinecekti falan.

   Peki nasıl oldu dersiniz? Ay inanmıyoruuuuum, çok güzel ya dedi ve bana sarılıp arkasını döndü. Delikanlı ile beraber kalkıp gittiler. Ben ise, hala hediye öyle verilmez, böyle verilir edasını taşımaya çalışıp, bozulmamaya çalışıyordum. Ama itiraf edeyim ağlayarak mekandan çıkıp gitmek istiyordum. Bütün gece verdiğim hediye oradan oraya gezdi etrafta, birbirini kızdıran erkekler ve kızlar... Kimisi masada bulunan sigara paketlerini buruşturup atıyor, kimisi benim verdiğim hediyeyi, cidden çok değer verilen bir insan olduğum için! gecenin sonuna kadar oturdum orada. Artık istenmediğimin çok fazla farkında olmama rağmen gıcıklığına, "Size inat gitmiyorum kardeşim" dercesine oturdum. Bir ara suratımdaki saçma ve sıkkın ifadeyi gören kız gelip, bana somurtarak, sen eğlenmiyor musun dedi, ama evet demeye de götüm yemediği için -çünkü malım- "yok canım, sıkılsam kalkardım ki ben, üstelik ben böyle yerleri sevmem ama senin için buna bile katlanıyorum bak" gibisinden şirinlik bile yaptım ve o gitti. Hatta bir ara bunlar iyice gözden kayboldu, delikanlı ile ikisi yoklar. Etrafımdaki herkes eğleniyor, kimi kalkmış falan. Çok hüzünlü bir haldeydim aslında, bir eğlence mekanında geceyi yapayalnız, somurtmuş geçiren bir adam düşünün, ardarda sigara falan içiyor, tam olarak durum bu. Kalkıp DoRock'a gidesim geldi, gidemedim, ayıp olur dedim. "Bunca şeyden sonra ayıp mı kaldı" diyor içimden bir ses ama kalkmıyorum. Bunlar geldiler, delikanlı birazdan kalkıcaz abi dedi, ama 1 saat daha oturduk, birazdan kalkılacak zaten diye ben kalkıp gitmek istemiyorum, ayıp olur diye, oturdum. Ve sonunda kalktık. Bir süre beraber yürüdük ama arkadaşı kızı alıp gitti, yanımda tanımadığım iki kıllı adamla yürürken bir şeyler söyledim ama onlar beni iplemedi. Ayrılacağım yere geldik sonra. Onlar hep beraber giderken, ben ses yarı çıkar bir halde "Ben buradan gideceğim" dedim, kimse duymadı, sonra sanırım kız farketmiş olacak; "Noldu?" dedi, ben tekrarladım, o da bana tamam görüşürüz deyip yanındaki delikanlıya sarıldı ve hepsi gittiler.

   Ben arkalarından mal gibi baktım dermişim, tabii ki o kadar da değil. Allahından bulsunlar! dedim ve evime döndüm. Ama şu var ki, her zaman "ortamın malı" olan bir adamdır vardır, Ona çok kötü davranmayın tamam mı, yani biraz kötü davranabilirsiniz ama çok ta kötü olmasın yani. O sevdiği biri için oraya gelmiştir, sevilmediğinin farkında değildir belki, en azından o ana kadar anlamıştır diye düşünüyorum ama olsun, azıcık onunla da ilgilenin, hatta ne bileyim onu sevin yani. O zavallı belki iyi biridir, belki sonra seversiniz. İstenmeyen adam olmak kötüdür, bazı adamlar cidden çekilmez adamlardır, ama bazıları da iyi adamlardır.

   Malların da sevilmeye ihtiyacı vardır, sevgilerimle...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder